Tam da yapmam gereken ve yapmak istediğim yığınla şey varken hiçbirini yapabilecek gücümün olmadığını hissediyorum. Tam her şeyi yoluna koydum derken bir melankoli edası. Korkutuyor, gereksiz endişeler ve fazlasıyla melodramatik ruh halleri. Yoruyor, yapmak için tutuştuğum birçok isteğimin beni hep daha çok dibe çekmesine karşı direnme zorunluluğum. Çünkü kaçarsa elimden kaybedeceğim amacımı ve işte o daha çok yaralayacak şimdi olduğundan. Kaçıyorum, erteliyorum ve daha çok çelişiyorum kendimle, planlarımla. Sürekli bir kaos hali beynimde. Ne yapıyorum, ne yapmak istiyorum ve nereye sürükleniyorum? Sürüklüyorum kendimi. Cevabını bildiğim sorularım var ve bu hoşuma gitmiyor çünkü eyleme geçmek o kadar zor geliyor ki. Kolumu kaldıramıyorum, kafamda tonla detay ve içim sıkıntı yuvası: Bir kuş olsa da uçsa hafiflesem o kanat çırptıkça. Kanatlarındaki tüylerin arasından süzülen hava gibi bükülse önce sonra yavaşça durulsa tüm o yoğunlukta.
Bir hediyeden arta kalanın geri-dönüşümüne şahit oldum. Açtı yelkenlerini, doldurdum ciğerlerimi ve başladık seferimize.. Zamanla bunun bir keşif olduğunu anladım. kah yazarak, çizerek kah dinleyerek bir o kadar da izleyerek bulmaya çalıştım aradıklarımızı. kontrol grubu olmayan bir deneyin, yegane deneği olarak denemelerle deneyimler sahibi oldum bu süreci de burda paylaşmayı istedim.
14 Haziran 2012 Perşembe
14 Mayıs 2012 Pazartesi
tik tak
Zaman ve zaman algısı.. Kimi zaman gerçekliğinden koparır ve günlere yıllar sığdırır bazen ise aylarını bir gün geride hissiyatıyla yaşatır. Ve insan beyni, mantığı en çok da duygusal algıları bu girdapta düzenli bir atom diziliminden çok serbest parçacıklar gibi dağılma eğilimini gösterir. Tik tak tik tak... Başucumdaki fabrikasyon üretim retro saatimle kovalıyorum zamanı. Tik tak tik tak, su damlaları akıyor olsaydı şıp şıp derlerdi zaman tiki taka akıyor. Kalbimin saatin ritminden hızlı atmasındandır belki de, saatin gösterdiği gerçeklikle eş zamanlı algılayamamam dünyayı. Ya da bazen daha yavaş attığından nabzım geri kalıyorumdur bugünden. Tango gibi, tek vuruşta bir adım, bazen iki vuruş arasına sığan bir seri adım.. dakikalara sığan saatler gibi, hayal gibi, gerçeğin ta kendisi.
26 Nisan 2012 Perşembe
reng-i cümbüş
![]() |
| renklere bulanmak bazen de böyle bir şeydir. |
biraz renklenmem gerek
kabuğumdan çıkıp canlanmam,
eğip başımı yere, sırlarken ardı ardına adımlarımı
hızımdan akan giden karoları sayarak sakinleşmeye çalışmak yerine,
başımı kaldırıp içimdekileri
gökyüzüne haykırmam gerek.
ayağıma dolanan heycanımdan
öylesine duyulmalı ki sustuklarım,
öylesine duyulmalı ki sustuklarım,
büyümeli çınladığı her kulakta
ve işte öyle renklenmeli soldurduklarım..
24 Nisan 2012 Salı
hayal
Köprünün altından ne kadar su çağlarsa aksın, hep bir izi deşer hatıra. Yinelemeye devam eder, dün olmuş gibi sindirilmeye ihtiyaç olanlar.
Yaşanılanlar neler ifade eder? Yani üzüntü, öfke, pişmanlık ya da inkar neyi anlatır, ve her hangi birini hissetmek, hissetmeye devam etmek neyi gösterir? Belki çok şeyi ya da hiçbir şeyi..
Zaman içerisinde yaşanılanlarla evrilir insan. Düşücüleri, bakışları, yorumları farklılaşır. Belki taban tabana zıttına dönüşmez ama yumuşar çizgileri. Peki ya hisleri? Biter mi? Değişir mi? Yoksa sadece unutulur mu hissetme hali o belli duruma, olaya, kişiye.
Belli kabullerin üstüne kurar insan hayata bakışını. Ona göre şekil verir hayatına. Bazen fazla ürkektir, bazen talepkar çoğu zaman ise bencil. Öyle bir bencillik ki çok fazla içine girmez kaybetme riskini göze alamadığından. Bu bir hata mıdır? Hiçliğindense garanti kısıtlı varlığına razı olmak.. Başkasıyla paylaşmayı göze almak..
Zaman akar, insan değişir, hisleri değişir, kendi değişir, var oluşu farklılaşır.. Aynı kalan hayalleri olur belki; hep tutunduğu, gerçekliğe meydan okuyabildiği yegane mutluluk alanı. Belki senaryosu değişir, repliklerin üstü çizilir, ama hep aynıdır karakterler aslında. Doğru oyuncuyu bulduğunu bilir yönetmen karşısına çıktığında. Biçilmiş kaftandır, her replik ezberlenmeden dökülür dudaklardan, her sözcük önce gözlerden okunur. Hissedilir cümleler duyulmadan önce ve verilmiş sahnelerde figüran olmaksızın O oyuncular kendileri yazarlar karakterlerinin serüvenlerini. Önce bir bir yaşayarak kendi kurdukları hayallerini..
21 Nisan 2012 Cumartesi
20 Nisan 2012 Cuma
geçmişten gelen gölge
Özlem içimdeki en büyük boşluğun sebebi. Tanımlanmış hayaller, tanımlanmış birçok hatta en çok yaşanmışlık içinde yarım kalan roller adına: Özlem. Öyle bir özlem ki hayatın akışı üzerinde söz sahibi, yön sahibi belki de var oluş nedeni. (Yaz, 2011)
13 Nisan 2012 Cuma
1 YTL
Öğlenleri bazen kahve arasına çıkıyorum. Havalar da güzelleştiği için gidene kadar ki yürüyüş tazeliyor gün içinde beni. Bugün de o günlerdendi, işten çıktım güneş gözlüğümü taktım, kulağımda müziğim yeni yeni yeşeren dallar ve bembeyaz çiçekli ağaçların içinden yürüdüm gittim. Her şey çok güzeldi ta ki aldığım kahvenin parasını ödeyene kadar. Parayı verdim, kasiyer bu para geçmiyor dedi, bir baktım ki eski lira. Tamam dedim değiştirdim parayı. Sorun şuydu ki hiçbir zaman verilen para üstünde demir paraları kontrol etmem. Öyle ya ben insanlara para verirken ne sahte ne de tedavülden kalkmış para veriyorum, öyleyse insanlar da bana vermez gibi bir kabulüm var. Düşündüm nerden kim vermiş olabilir diye, nakit bir tek takside kullandım bu aralar. O yüzden büyük ihtimalle taksici kakaladı arada. Sevmiyorum zaten taksicileri, kenarı ufacık yırtılmış para verdiğinde kıyameti koparırlar ama arada eski paraları itelemekten çekinmiyorlar.. Neyse 1 lira ile batacak ya da ihya olacak halim yok elbette ama yine de sinir bozucu. Salak yerine konmuş olmanın yanında adamın "aha da bu eski paradan da kurtuldum, kardayım." dediğini duyar gibi oluşum ve aslında hala saf saf insanlara bu denli güveniyor olmam canımı sıktı.
Güven..
Yani.. düşünüyorum.. benim bu kadar güvenmeye açık olmam mı sorun? Gerçekten insanlara güvenmemeyi öğretiyorsa hayat, bu hayatın yanlış bir yere evrildiğini göstermez mi? Karşımızdakine gittikçe daha zor güvenir olmak, akıllılık mı? Güvenmeme durumu ya da güven kazanma gereksinimi hani o rasyonel tercihlerden mi modern insanda olmasını beklediğimiz?
Bilmiyorum ama gördüğüm şu, ben de oraya evriliyorum ve bu süreçten, bu oluş halimden mutlu değilim. Anlaşılan o ki para üstlerini saymak bir yana, gerçek mi değil mi diye bakarken kalbimizi açtığımızda verilen sevgiyi de kontrol eder hale geliyoruz. Aldığımız her hazda, paylaştığımız her anda bize verilenleri sorguluyoruz. Ne kadar da içteniz, ne kadar da masum..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

